DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

Ülkemizin rahmetli Turgut Özal dönemiyle başlayan son 20 yıldır yaşadığı değişimi, yaşı yeterli olanlar ve umursayanlar, sanırım ilgiyle takip ve tahlil ediyorlar bu süreci. Özellikle bu dönem öncesini bilinçli bir şekilde yaşayan benim ve benden önceki jenerasyonların, geçmişe büyük bir özlem duyduklarını düşünüyorum ve hatta biliyorum. Son birkaç yılda özellikle sosyal medyada ya da elektronik posta yoluyla yapılan paylaşımlar, 80’li yıllardaki yaşam tarzımızı ama ondan çok o dönemdeki içtenliği, dürüstlüğü bugüne taşıyan dizilere ilgi biz o günleri yaşayanlar tarafından ilgiyle takip ediliyor.

Neleri özlüyoruz acaba o günlere ait olan? Ben kendimce sıralamaya ve anlatmaya çalışayım size. Öncelikle eski Türk filmlerini özlüyorum. Hani bizim de öncemizde çekilmiş olan, rahmetli Hulisi Kentmen, Nubar Terziyan, Allah uzun ömür ve sağlık versin Münir Özkul, Halit Akçatepe, yine rahmetli Adile Naşit’in oynadığı, bizlere sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı öğreten filmler. Hababam Sınıfı’nın o yıllarda çekilen filmlerini özlüyorum. O masum, kimseye zararı olmayan hınzırlıklarını özlüyorum Hababam Sınıfı öğrencilerinin.

Biz gençken “delikanlılık” vardı. Yaşla, başla alakası olmayan, sözünün eri, dürüst, namuslu insanlar için kullanılan bir sıfattı delikanlılık. Şimdi bu sıfatın yerini “adam gibi adam” benzetmesi aldı. Her tarafımız adam gibi adam doldu ama, hâlâ adam bulmakta zorlanıyoruz. Zira çokçası adam değil, sadece gibi! Ticaret hayatımız, çok değil, bundan 15 yıl önce verilen sözler üzerine kuruluydu. Söz senetti! Şimdi gerçek senetin bile anlamı kalmadı. Ahlaksızlar bu alanda çıkarılması planlanan yeni çek kanunu ile az daha koruma altına alıncaktı ki, gelen tepkiler üzerine yeniden düzenlemeye gidildi. Bir de ticari ahlak, sporcu ahlağı, kişisel ahlak, sanatçı ahlağı gibi safsatalar ürettik işimize geldiği gibi. Mesela, futbol sahasında olabildiğince ahlaksızca, sportmenlik dışı davranan ve bir türlü bu huyundan vazgeçmeyen bir sporcu için, “ sahada hırsından böyle davranıyor, aslında saha dışında çok ahlaklı, iyi bir insandır” gibi çok güzel bir kamuflaj bulduk, yapılan rezilliklere çanak tutarcasına. Bir insan ya ahlaklıkdır, ya da ahlaksızdır. Ahlağın mesleklere, iş hayatına, özel hayata göre ayrılmışı, böyle bir kaçış yolu, sadece bizim ülkemizde vardır herhalde. Mesnetsiz iftiralar atmak, yalan yere, yok yere, sadece kişisel hırslar ve çıkarlar nedeniyle insanları karalamak, bu toplumda alışkanlık haline geldi ve artık doğal da karşılanıyor.

Neden bu kadar bozulduk biz toplum olarak? Yoksa hep böyle miydik? Dürüst değil miydik, samimi değil miydik birbirimize karşı? Size bir örnek vereyim ve bu örnek üzerine siz de kendi kararınızı verin, ülkenin her anlamda neden bu durumda olduğunu. Şimdi yazacaklarım Mustafa filminden alıntıdır ve belgeselden aklıma kazınan diyalogtur. Büyük Önder 1927 yılı yazında Ertuğrul yatının güvertesinden İstanbulluları selamlarken, yakınında bulunan Hamdullah Suphi Tanrıöver yanına yaklaşır ve “kimbilir ne kadar heyecanlısınız” der Paşa’ya. Atatürk, Tanrıöver’in elini tutup kalbine götürerek “Orada heyecan yok. Çünkü çok iyi biliyorum ki, bu kalabalık, gün gelir bizi linç etmek için de böyle toplanır.” Bu milletin özünü çok iyi bilen Ulu Önder, o kadar uğraşına ve yaptıklarına rağmen tüm yapılanları hiçe sayarak kendisinin linç edilebileceğini biliyor ve bunu umabiliyordu. Benim bildiğim ileriyi en iyi gören ve saptamaları daima doğru çıkmış insan olan Yüce Önder bir kez daha yanılmamıştır maalesef bu öngörüsünde. Bir çok değerinden uzaklaşmış bu toplumda, bugünlerimizi, cumhuriyetmizi borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Atatürk bir anlamda linç edilmiyor mu zaten? Böyle bir değere bu ülke ve insanları için yaptıklarından dolayı minnet duymamız gerekirken, O’nu yok etmeye çalışmak da riyakarlık ve ahlaksızlık değil midir? 1927’den 2012’ye ne değişmiş o zaman? Hiçbir şey mi dediniz? Biz yoksa hep böyle miymişiz yoksa? Karar sizin…

İç sıkıcı bir yazı oldu belki ama, benim gördüğüm Türkiye ve insanı bu. Geçmişi saflık, samimiyet ve karşılıklı güve açısından özlüyorum. Vicdanlı insanları özlüyorum. Allah’tan ya da birilerinden korktuğu için değil, vicdanına sığdıramadığı için kötülük yapmayanları özlüyorum. İnsan olanları özlüyorum!

Biz ebeveynlerin 2 seçeneği var.Ya vicdanlı ve samimi çocuklar yetiştireceğiz, ya da Mustafa Kemal Atatürk’ün Ertuğrul yatından halkı selamlarken çekindiği topluluğa karışacak çocuklar…

Seçim sizin, kolay gelsin.

Yazar: Fazıl Erkin Ültanır

Sayın Fazıl Erkin Ültanır’ın izni ile eklenmiştir. Kendisine sonsuz teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir